İftarlık Gazoz, 2016 senesinde vizyona girmiş, komedi beklentilerini göz yaşlarıyla süslemiş bir dönem filmidir. Senarist ve yönetmen köşesinde Yüksel Aksu’yu, başrollerde de Cem Yılmaz’ı ve Berat Efe Parlar’ı görüyoruz. Film bizi 1970’lerin Muğla’sına, Ula’ya götürüyor. 5. sınıfı yeni bitirmiş bir çocuğun gözünden yaşadığı döneme ve hayatı anlamaya çalışmasına şahitlik ediyoruz.

Adem (Berat Efe Parlar), 1970 yazında okulunu başarıyla bitirmiş, taktir alan çalışkan bir öğrencidir. Artık ortaokula geçmiştir. Ailesi tütün tarlasında çalışmaktadır ve Adem ile ilgili hayalleri vardır. Ancak Adem o yaz okulun önünde gazoz satan Cibar Kemal Usta’nın (Cem Yılmaz) çırağı olacaktır. Gazozcu Cibar Kemal, Adem’i dürüstlüğü ve okuldaki başarısından kaynaklı yanına çırak almak ister. Ve Adem’in gazozcuda çıraklığa başlamasıyla filmimizin hikayesi başlar.

Büyükler Ve Çocuklar

Filmin ilk sahnelerinde gözümüzü hapishanede, gardiyanların mangal yapmasıyla açıyoruz. Ve kısa bir zamanda anlıyoruz ki açlık orucunun 61. günündeyiz. Koğuştan sedyeyle bilincini kaybetmek üzere olan bir mahkumun gazoz sayıklamasıyla 1970 yazına gidiyoruz.

Gündelik hayat içerisinde birçok ayrımın farkında olmadan yaşarız. Sadece hayattır ve hayatımızdaki bazı insanlar kendi doğrularıyla varlardır. Ayrımlar, durum hakkında durup düşünmeye başladığımızda belirginleşmeye başlar. Film içerisinde döneme ait birçok farklı konuda başlıklara yer verilmiş; din, siyasi fraksiyonlar, sınıfsal ayrım gibi. Adem’in hayatındaki karakterlerin bu önemli ayrımları sembolize ettiğini görüyoruz. Köyün imamı, ağanın oğlu ve gazoz ustası, Adem’in kişiliğini oluşturan ve o yaştaki bir çocuğun kafasındaki soru işaretlerini inşa eden büyükler.

61 Gün

1970 yazına denk gelen Ramazan ayında kasabanın tüm büyükleri oruç tutarken Adem küçük olduğu için tutamıyor. Ancak gizli saklı tutmaya çalışırken, hem yemek yememesi gerekiyor hem de doğru bir insan olması gerekiyor. Adem’in, oruç tutmanın sadece yemekle ilgili olmadığını, niyetin asıl önemli olan olduğunu öğrenme mücadelesini kahkahalarla ve birazda içimiz burkularak izliyoruz. Rahattan ve konfordan vazgeçmenin ne kadar zor olduğunu anladığı ilk deneyimine şahitlik ediyoruz. Filmi izlerken kendimizi, erdemli insan olmanın ve kendini adamanın ne demek olduğunu sorgularken buluyoruz. Aslında filmin genel kurgusuna baktığımızda çok farklı bir hikayeyle karşılaşmıyoruz. Ancak deneyimlerimizin bizi nasıl yönlendirdiğini fark ediyoruz. Küçük bir çocuğun oruç tutmak istemesi üzerinden ilerleyen filmde “kendini adama gücü, nasıl fikirler için, özgürlük için ve tanımadığın insanların hakları için evrilir?” sorusunun cevabıyla karşılaşıyoruz. Müslümanlıkta orucu bozmanın 61 gün kefaletinin, haklar için savaşanlar için ne anlama gelebileceğini sorgularken filmin bittiğini fark ediyoruz.