Yaşadığınız eve şöyle bir göz gezdirin. Sevdiğimiz ve sevmediğimiz yönleriyle birlikte bize barınma sağlayan bir yapıda bulunuyoruz. Yeterince içeride göz gezdirdiyseniz şimdi pencereden dışarıya bakın. Hatta camı biraz aralayın ve içeriye giren havayı hissedin. Daha canlı ve daha iyi hissediyor musunuz? Hissettiğiniz rüzgar asıl evinizin nefesiydi; yani Dünya’nın. Yaşantımızda kendimizi birçok şey ile tanımlıyor olsak dahi, bizi asıl var eden ve tanımlayan şey yaşadığımız gezegen ve onun durumudur. Yani kendimizi tanımak için bulunduğumuz binadan başlayarak tüm dünyaya bakmamız gerekir. Dünyanın sağlığı yerinde mi?

Sorunların Karşısında Acizliğimiz

Medyanın birçok organı küresel iklim kriziyle ilgili haberler yapmakta. “Yedinci Kıta”nın varlığını inkar edemez durumdayız. Birçok bilimsel yayın iklim değişikliği ve sonuçlarıyla ilgili bilgilendirme yapıyor. Biraz dikkatli baktığımızda mevsimlerin eskisi gibi normal seyrinde olmadığını fark edebiliriz. Sanayileşme ve modernleşme bizi bu noktaya getirdi. Evet o büyük fabrikalar tüm suları kirletti, ağaçları katletti, hayvanlar doğal alanlarından mahrum kaldılar. Biz evimizde oturan insanlar bu büyük olaylar karşısında ne yapabiliriz ki? Devletlerin ve holdinglerin yapması gereken şeyleri biz nasıl yapabiliriz? Koca dünya karşında ne kadar ufak görünüyor olursak olalım, insanlar olarak en büyük gücümüz doğru olanı talep etmek!

Gerçek Evimiz

Öncelikle iklim değişikliğine neden olan şeyleri tespit etmemiz gerekir. İklim değişikliğine sebep olan şey, atmosfere salınan sera gazlarının etkisi. Ölçülen ortalama sıcaklığın artışına sebep olarak küresel ısınmaya neden olmaktadır. Ne yapıyoruz ve neye sebep oluyoruz? Bizler fabrikalar kadar büyük zararlar vermiyor gibi görünsek dahi, etkimiz düşündüğümüzden çok fazla. Çünkü tüketim kültürü içerisinde kendimizi kaybetmiş durumdayız. Düşünmeden satın alıyor, düşünmeden atıyoruz. Nereden geldiğini ve nereye gittiğini önemsemiyoruz. İşte bu anlayıştan kaynaklı fabrikalar kadar, hatta daha fazla zarar veriyoruz. Hatırlamamız gereken ilk şey değişimin ilk kendimizde başlayacağıdır. Bireysel olarak nereden başlayabiliriz?

  1. Ayrıştırın! Çöplerinizin sadece organik olmadığını fark etmelisiniz. Her gün tepeleme çöp çıkarıyorsanız bunun sebebi içerisinde plastik, kağıt ve cam atıkların da olmasıdır. Bu malzemeler geri dönüştürülebilir atıklardır ve ayırmadan attığımız her çöp Yedinci Kıtaya bir katkıdır.
  2. Hayvan yemeyi bırakın! İlk başta inanılır gibi gelmese dahi, hayvan üretim merkezleri iklim değişikliğine sebep olan sera gazı salınımına neden olan en büyük oluşumlardandır. Hayvan yiyerek hem kendi sağlığınıza hem de Dünya’nın sağlığına zarar veriyorsunuz. Bitkisel beslenmeye çalışın.
  3. Talep edin! Bu iki değişim için çabalamak zor görünebilir. Ancak çöplerinizi ayrıştırmak için belediyelerden geri dönüşüm politikalarını güçlendirmelerini isteyebilirsiniz. Geri dönüşüm konteynırları isteyebilirsiniz. Vejetaryen ve vegan beslenme şekline uygun gıdalar talep edebilirsiniz. Siz istedikçe çevrenizde seçeneklerin arttığını ve farkındalığın çoğaldığını göreceksiniz. Yeter ki “kim uğraşacak?” deyip vazgeçmeyin.

Unutmayalım ve hatırlayalım yaşadığımız beton yığınları asıl ait olduğumuz yer değil. Bizler en başından beri Doğa’nın kendisine bağlıyız ve her zaman öyle olacağız. Dünya’nın sağlığı bizim sağlığımız demek.